Kerem Çalışkan


Ermeni sürgünü Alman tavsiyesi

Prof. Ortaylı Ermenilerden özür kampanyasına karşı çıkarak “özür devletten devlete olur” dedi. Ortaylı “Ermeni tehciri (sürgünü) olayını, Sarıkamış sonrası, cephe gerisini temizlemek için Alman Genelkurmayı’nın tavsiye ettiğini” söyledi.

Tarihçi Prof. İlber Ortaylı, bir grup yazar ve akademisyenin Ermenilerden özür dileme girişimi konusunda “Böyle özür olmaz, özür devletten devlete olur” dedi. Halen müdürlük görevini sürdürdüğü Topkapı Müzesi’nde sorularımızı yanıtlayan Ortaylı, Ermeni sürgününü o sırada askeri gerekçelerle Alman Genelkurmayı’nın tavsiye ettiği görüşünü vurguladı. Ortaylı 35 yıldır bu konu gündemde olmasına rağmen, Türkiye’nin Ermenice bilen konusuna hakim Ermeni uzmanı yetiştirmemesini de “ağır bir ihmal” olarak niteledi.

Prof. Ortaylı bu konudaki sorularımızı şöyle yanıtladı:

-Sayın Ortaylı, bir grubun Ermenilerden özür girişimi hakkında ne diyorsunuz?

Ortaylı- Özür devletten devlete konuşulacak iştir. Bir takım adamların kendilerini milletin temsilcisi yerine koymaları geçerliliği olan bir işlem değildir. Ermeni devleti ile görüşülür bu işler. Diasporadaki bazı Ermenilerle, buradaki adamların yaptıkları işler kimseyi ilgilendirmiyor. Ermenistan var ortada, bunu onunla konuşacaksın. Ermenistan’la temas olursa öyle başlar bu işler. Devletler tartışır böyle işleri. Ayağa düşecek konular değil bunlar. Ayağa düşerse ne olur? Hiçbir netice alınmadığı gibi, insanlar birbirine düşman olurlar. Kutuplaşma da artar.

-Peki bu özür işine girişenlerin amacı nedir sizce?

Ortaylı- Onların problemleri ayrı. O beni ilgilendirmiyor. ne istiyorlar bilmem. Onların hangi tutku ile hareket ettiğini bilemem. Ama işte kalkıp da Taner Akçam’ın kitabı demesinler. Onu gerekçe göstermesinler. O kitabın bilimsel bir tarafı yok. O kitap samimi bir kitap da değil. Hiçbir şekilde güvenilemez. Tez mez diye de savunulamaz.

-Peki Ermeni tarihçilerle bu konuda bir temas oldu mu?

Ortaylı-Benim katıldığım herhangi bir şey olmadı. Ama bu konuda Ermenistan’la Türkiye’nin bilim çevrelerinin, establishment’in yani. Oturup karşılıklı konuşmaları, çalışmaları, tartışmaları lazım. Devamlı çalışmaları, görüşmeleri lazim.
Devlet var karşında. Yani böyle özürdü, genosiddi gibi şeylerle olmaz.
Bir takım adamların ortaya çıkması ile olmaz. Kim kimi tanıyor? Kim kimi temsil ediyor? Kimin adına konuşuyor? Amerika’daki kim yani? Orada 50 tane Ermeni kuruluşu var. Hangisi ne diyor?

-Ermeni konusunda ‘Genosid’ tanımı için ne diyorsunuz ?

Ortaylı- Genosid değil tabii. Genosid devamlılık isteyen bir süreç. Osmanlı’da böyle bir şey yok. Böyle bir kültür yok. Millet-i sadıka demiş Ermenilere. Yaşam biçimi iç içe.
Almanların yaptığı ile bu iş aynı mı. Bu Almanların kendilerini temize çıkarmak için yaptıkları bir şey. Yani herkes böyle bir şey yapıyor. Bizden evvel Türkler yapmıştı, diyebilmek için çıkarılan bir şey. Yarın kalkacak, Amerikalılar yaptı diyecek, öbür gün kalkacak Ruslar yaptı Ukrayna’da diyecek. Bunu yayacak böyle. Bir sürü kitap çıkmaya başladı. Stalin’in Yahudi katliamı diye. Bir anlamda yaymak istiyorlar. ‘Endüstri devleti işçi sınıfını ezer’ gibi bir tez haline getirmek istiyorlar. Universal bir şey haline getirmek istiyorlar.

-Almanların Ermeni tehcirindeki rolü ne?

Ortaylı- Zaten o sırada (1. Dünya Savaşı sırasında) Genelkurmay başkanımız Almandı. Bizim Genelkurmay Başkanımız. Bronsart Paşa (Bronsart von Schellendorf). Ama Alman Genelkurmayının adamı tabii. Onlarla yazışıyor. Onlardan emir ve telkin alıyor. Buraya da telkin ediyor. Ermeni tehciri konusu da onların telkin ve tavsiyesi. Ruslar ilerlerken Ermeniler cepheyi geriden vuruyor. Onların Ermenileri sürmekte gerekçesi cephe gerisini teminat altına almak.

-Bu konuda belge var mı?

Ortaylı- Almanların askeri arşivlerinde bu konu mutlaka vardır. Ama ben ulaşamadım. Bonn’daki araştırmalarım sırasında “Armenische Frage” (Ermeni sorunu) diye bir dosya vardı kayıtlarda. Onu istedim. Gelmedi. ‘Yerinde değil’ dediler.

-Ermeni tehcirinin Sarıkamışla bağlantısı var mı?

Ortaylı-Sarıkamış’ta ordu yenildi. Orada birlikleri ricat ediyor. Ruslar ilerliyor. İlerledikçe arkada Ermeniler var. Onlar yardım ediyor Rusların ilerlemesine. Almanların tavsiyesi de cephe gerisinden Ermenileri temizlemek.

-Tehcire uğrayan Ermenilerin sayısı konusunda görüşünüz nedir?

Ortaylı-Rakamlarla ilgili bir çalışmam yok, olmadı. Ama 1.5 milyon olmadığı çok açık. Hiçbir istatistik 1.5 milyon Ermeni göstermiyor o tarihlerde. Böyle bir rakam yok.

-Siz bu konulari hiç Ermeni tarihçilerle konuştunuz mu?

-Hayır konuşmadım. Tabii Türkiye gerekeni yapmamış. 35 yıldır bu dava gündemde. Ermeni tetkikleri yok. Ermenice bilen akademisyen yetiştirmiyor. Yani böyle 10,15 20 tane Ermenice bilen Ermeni uzmanın olur. Ermeni tarihini, edebiyatını kültürünü araştırırlar, yazarlar. Bunların sözü ve tezi daha çok dinlenir.
Yoksa boş iştir böyle herkesin eline kalemi alıp yazması.
Tabii şu da açık ki, bu tezi candan savunan insanlar oluyor, bu işten para kazanmak isteyen insanlar oluyor. Bu da var. Onun için bunun uzmanının yetiştirilmesi lazım. Aldırış etmediler. Türkler için böyle uzman muzman çok önemli değil. Ne işe yaradığını anlamıyorlar. Yani bu işi çok savunan birinin makalesine bakıyorsun. III. Nikola diye başlıyor mesela. Anladın mı? Onun tezini dinlemez kimse. (Not: III. Nikola yok!) Dil bilecek. İz bilecek. Ermeni kitlesine, kültürüne katkısı bulunacak. Öyledir bu iş yani. 35 yıldır yetiştirememişiz işte. Yine doğru dürüst kitap Esat Bey’in kitabı (Esat Uras). Sonra Esat’tan falan arınarak Kamuran’ın kitabı (Gürün). Onu da basmıyorlar. Başka da doğru dürüst bir kitap yok.

-Ermeni konusunun arkasından tazminat ve toprak talebi de gelir mi?

Ortaylı- Gelir. Gün gelir tazminat da talep eder. Şimdi etmeyeceğim diyor. Sonra eder. Yani genosidi kabul ettirdikçe, onu da eder ilerde. Günün birinde yeri gelince!

-Bu Ermeni konusuna daha geniş tarihi açıdan bakınca nasıl görüyorsunuz?

Ortaylı- 19. yüzyılda milliyetçilik çıkıyor. Yunan ayaklanmasından sonra Ermeniler de istiyor. Öyle bir hayal onlara da geliyor. Ha hepsi istiyor mu? Hayır. Haşa. Ama o isteyen azınlık kuvvetleniyor, harekete geçiyor. Adam öldürüyor, etnik temizlik yapıyor. Berlin Kongresi’ne( 1878) heyet yolluyor. Islahat tedbirleri ile birlikte böyle kışkırtmalar, kavgalar başlıyor. Ermeniler o bölgede Kürtlere, Çerkeslere karşı da çeşitli hareketlere girişiyorlar.
Nihayet 1914 yılında İstanbul’da Yeniköy Anlaşması yapılıyor. Büyük devletlerle Osmanlı arasında. Ermeni ıslahatı için. Bir nevi muhtariyet demektir o. Doğudaki 6 vilayete mali, kültürel muhtariyet veriliyor. Ermenilerin ağırlıkta olduğu yerler. Vali de Norveçli olacak. Tarafsız olacak diye öyle isteniyor. Harp çıktı. Harp çıkmasa o sene gidiyordu bu iş.
Berlin Kongresi’nden beri (1878) Makedonya muhtariyeti ile Ermeni muhtariyeti sürekli gündemdeydi.

-Bir de Hamidiye alayları meselesi var

Ortaylı- Kürtler Ermeniler o bölgede birbirlerini kesiyorlar. Hamidiye alayları bir nevi meşruiyet. Kürtleri kontrol etmek için. Abdülhamit Ermenileri de kontrol ediyor. Kürtleri kontrol etmek için de böyle bir mekanizma çıkarıyor. Hamidiye alayları ile de katliam artmış değil. Ortalık düzene giriyor. Ortaya çıkan o yani. Emir dinleyen bir alay ortaya çıkıyor., Yoksa başıboş tamamen. Kürtler bir yerde intikam alıyor. Orada başladı ya Ermenistan’da etnik temizlik Berlin Kongresi’nden sonra. Ermeni ayaklanmaları arttı. Kürtler Ermenilerin taleplerine muhatap oluyorlar o yıllarda. Tabii reaksiyonları da sert oluyor.

-Ermeni tehciri bu tabloda nereye oturuyor?

Ortaylı- Bu imparatorluk parçalanıyor. O parçalanmalar sırasında ayaklanmalar oluyor. Ayaklanmalara en başta tahammül ediliyor. Zaten o sırada çok dış kontrol altındasın. Ama harbe girdiğin zaman iş değişiyor. İşte orada Bronsart Paşa bile ‘Bunları sürün buradan’ diye tavsiyede bulunuyor. Genelkurmayı Almanların. Yoksa her cami çıkışı adam öldürüyor Ermeniler. Kavga çıkarıyorlar. Dolu Yıldız arşivleri. Yani adam ayaklanma ve iç harp halinde artık. Ermenistan istiyor.
Bu davaya inanmayan Ermeniyi de temizliyor kendisi. Bir de öyle bir şey de var. Dışardan gelen komitacı da çok. Hınçaklar, Taşnaklar. Basıyor, bomba atıyor. Ama harp çıkınca işler değişiyor. Ben sana gösteririm haline geliyor. Ermeni tehciri karşılıklı kanlı, hazin olaylarla dolu. Buna karşı Ermeni sürgünü sırasında komşusunu, Ermenileri çok koruyan da var. Saklayan var, koruyan var, evlenen var. Çok var böyle.
Bugün artık Ermenistan devleti var. Bu işler devletler arasında yürütülür, orada görüşülür. Aklı selimle görüşülür.

© Hürriyet - Kerem Çalışkan - 23 Aralık 2008

Spiegel-Online - 08.02.2008 - "HÜRRIYET"-EUROPA-CHEF: "Frau Merkel diskriminiert die Türken"


Türkische Medien werden von deutschen Politikern für ihre Berichterstattung über die Brandkatastrophe in Ludwigshafen massiv kritisiert. Im Interview mit SPIEGEL ONLINE wehrt sich Kerem Çalışkan vom Massenblatt "Hürriyet" gegen die Vorwürfe - und attackiert Kanzlerin Merkel. ==> (Spiegel-Online - 08.02.2008) - Das Interview führte Dilek Zaptçıoğlu.)

Knut ve Serkan

Almanların ayılarla ve göçmenlerle ilginç bir ilişkisi var. İkisine de aslında "tehlikeli bir tür" olarak bakıyorlar. Koskoca ve ciddi Spiegel dergisi bile genç göçmenler için "En tehlikeli tür" tanımını kullandı! Almanlar onları demir parmaklık arkasında görmeyi tercih ediyor. O zaman kendilerini daha güvende hissediyorlar.

Kendi başına gezen genç ayılar Almanlar için en büyük tehlike. Hatırlarsınız bir yıl kadar önce Bavyera'da gezinen genç ayı Bruno vardı. Almanlar onu uyutup hayvanat bahçesine götürebilirdi. Yapmadılar. Ne yaptılar? Vurup öldürdüler! Böylece herkes rahatladı.

Münih'te yaşlı bir Alman'a saldıran ve "suç makinası" diye tanımlanan Türk genci Serkan da Almanların gözünde biraz Bruno'ya benziyor. Tehlikeli, saldırgan ve serbest geziyor. İyi ki Serkan'ı da vurmadılar. Ama en azından paketleyip, Türkiye'ye postalamak istiyorlar. Oysa Serkan Almanya doğumlu, burada yetişip büyümüş. Almanların göçmen gençlere yönelik "eğitimsizlik ve işsizlik" sisteminin ürünü. Kimin umurunda? At hapse, yolla memleketine! Hessen'de yabancı düşmanlığı konusunda iyice gemi azıya alan CDU'lu Sayın Roland Koch, son olarak 10-12 yaşındaki çocukları da hapse atma niyetinde. Koch'a kalırsa Hessen'de kreş yerine çocuk hapishaneleri kurulmalı. Koch Hessen'i tüm yabancılar için sanki kocaman dev bir hapishaneye çevirmek istiyor.

Ayı deyince akla Berlin'deki ünlü "Knut" geliyor. Şimdi Nürnberg'de yeni, küçük sevimli bir kutup ayıcığı daha dünyaya geldi. Bild ona "Knutschi" diyor. "Flocke" adını benimseyenler de var.

Evet, Almanların ayılarla ilişkisi sorunlu. Bu Nürnberg'de bir daha görüldü. Üç yavru kutup ayısı dünyaya gelmişti. Hayvanat Bahçesi uzmanları önce bilimsel takılıp onları "Annelerinin şefkati"ne ve "doğal ortamına" bıraktılar. Ama dişi kutup ayıları, son dönemde Alman annelerin çocuklarını öldürme modasına uyup çocuklarını öldürdüler. Hatta yediler!

Nürnberg'in çok bilmiş uzmanları bu kez geriye kalan son ayıcığı, şefkat, ihtimam ve bakıma alıp kurtardılar. Şimdi herkes sevgi ve özenle bu küçük sevimli ayının büyümesini izliyor.

Ayılar ve göçmenler konusuna dönersek şunu söylemek gerekiyor: Almanya'da doğan yabancı göçmen çocukları da, en az bu küçük ayıcık kadar sevgi, ilgi ve bakıma layıktır. Onlar da yetiştikleri Almanya'da özenle büyütülmek istiyorlar.

Ancak Almanya'nın göçmen çocuklar için yarattığı "doğal ortam" en az yarısının eğitimsiz, işsiz, güçsüz ve serseri olarak yetişmesidir. Bu istatistik rakamlarla saptanan gerçektir.

Almanların yapması gereken bir şey var. Knut ve Knutschi'ye gösterdikleri ilginin birazını göçmen çocuklarına göstermek. Yakından bakarlarsa, onların da çok sevimli, cici ve sevgiye layık olduğunu görebilirler...

© Avrupa Hurriyet - Kerem Çalışkan - 14.01.2008

Yurtdışına oy hakkı Hürriyet'in zaferi

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına oy hakkı geliyor. Bakan Cemil Çiçek bu konudaki yasa tasarısının Meclis'e sevkedildiğini dün açıkladı.

Bu bir devrimdir. Avrupa'ya gurbetçi akınının başlamasından yaklaşık 40 yıl sonra burada yaşayanlar nihayet insan yerine konacak ve oy kullanacaklar. Bu adım, Türkiye'nin politik tarihinde Türklere oy hakkı vermeyen Berlin duvarının yıkılmasıdır.

Çok sevindik. Hem yurtdışında yaşayan Türkler olarak sevindik. Hem de Hürriyet olarak. Çünkü bu sonucun alınmasındaki en büyük etken, Avrupalı Türklerin sesi, gözü, kulağı ve vicdanı olan Hürriyet gazetesidir. 2007 şubat ayı içinde yurtdışında yaşayanlara oy hakkı için tam bir ay boyunca yoğun bir kampanya yürüttük. Yüzlerce, binlerce vatandaşımız bu hak için mektup yazdı, mail çekti, toplantı yaptı. Hakları için mücadele ettiler.

O sırada hükümet çevreleri "yasal engel var" dediler, bu hakkı seçime yetiştiremediler. Ama kampanya iz bıraktı. Başbakan Erdoğan dahil, bir çok kişi seçimden sonra bu hakkın sağlanacağı konusunda söz verdi.

Kendilerini kutluyoruz. Sözlerini tuttular.

Evet, bundan sonraki seçimlerde Avrupa'da ve yurtdışında yaşayan Türkler insandan sayılacak ve oy kullanacaklar. Türkiye'yi kimlerin yönetmesini istediklerine dair politik tercihlerini ortaya koyabilecekler. Böylece Avrupa'daki Türkler içine itildikleri dışlanma ve izolasyon kamplarından biraz olsun kurtulacaklar.

Hürriyet'in kampanyada kullandığı slogan şuydu: "Seçim hakkı, insan hakkı"

Bu tarihi adımdan sonra, ikinci adıma hazır olalım. Bu da Türklerin Almanya'da "yerel seçimlere katılma" hakkını elde etmesidir. Hürriyet bu konuda yine Türklerin öncüsü ve sözcüsü olacaktır. Bu hakkı da alacağız. Yıllardır itilen, kakılan, horlanan Türkiye'nin insanları olarak hedefimiz bizlerin ve çocuklarımızın Avrupa'da başı, dik, hür ve onurlu insanlar olarak yaşamasıdır. Mücadele eden kazanır. Zafer tüm Avrupalı Türklerindir.

© Avrupa Hurriyet - Kerem Çalışkan - 08.01.2008

Haydi Türkler seçime

ÜÇ hafta sonra Almanya�nın iki büyük eyaletinde seçim var. Hessen�de ve Aşağı Saksonya�da.
Hessen�de 4.3 milyon seçmen var. Bu bölgede yaşayan 200 bini aşkın Türk�ten 70 bin kadarı Alman vatandaşı olarak oy kullanma hakkına sahip. Aşağı Saksonya�da seçmen sayısı 6.1. Burada seçme hakkına sahip 60 bin kadar Türk var. Türklerin 27 ocakta sandığa gitmesi veya daha önce mektuplu sistemle oy kullanması hayati önemde. Çünkü seçimler adeta yabancılara karşı tavır konusunda Almanya�da bir referanduma dönüştü.
Hessen�in CDU�lu Başbakanı Sayın Roland Koch, oy grafiğinin aşağıya gittiği kaygısı ile yabancılara, Müslümanlara ve Türklere karşı propagandanın dozunu gittikçe arttırıyor. Koch�un seçim taktiği basit: �Vur Türklere, al oyları!�

Hessen�deki aşırı sağcı, ırkçı parti Republikaner de, Koch�un bu tavrından cesaret alarak inanılmaz küstahlıkta afişler yayınladı. �Ali bana sulanma� afişi, Alman tarzı Neo-Nazi propagandanın seçkin bir örneği olarak �Irkçılık Müzesi�ne konabilir.
40 yıldır Hessen�de Eyalet Parlamentosu�na tek bir Türk girmedi. Bu Alman partiler için utanç verici bir şey. Tabii Türkler için de.
Bu kez SPD�den Turgut Yüksel, Yeşiller�den Mürvet Öztürk, Sol Parti�den Yıldız Köremezli Erkiner ve FDP�den Yankı Pürsün�ün girme şansları var. Bu biraz da Türklerin vereceği oylara bağlı. Tercihli oylar Türk adayların seçilme şansını daha da arttırabilir.

Evet, Almanya�da Koch ve benzeri bir dizi politikacı, yabancı düşmanlığını artık açıktan açığa ve pervasız bir edayla körüklüyor. Son olarak aldıkları suçlu gençleri �toplama kampı�na gönderme kararı, ne yazık ki Almanya�nın yakın tarihindeki utanç örneklerini anımsatıyor. Bu tutumun Almanya�nın uluslararası itibarına zarar verdiğini bile görmüyorlar. Almanya artık dünyada ırkçılığın giderek yükseldiği bir ülke olarak görülüyor. Yakında Almanlar üzerine �ırkçılıkta genetik faktör� araştırmaları yapılmaya başlanabilir.

Bu akımın biraz frenlenmesi, ırkçılığın başını çeken politikacıların tökezlemesine bağlı. Bu da ancak seçimde başarısızlık ile sağlanabilir. Almanya, farklı kültürlerin barış içinde ve uyumlu bir şekilde birarada yaşadığı bir ülke olmak zorunda. Seçimler Türklere bu gerçeği gösterme şansı veriyor. Evet, Türkler haydi seçime. Aktif olun, oy kullanın. Sonra �Abi bizi dışlıyorlar� diye ağlamayın. Şimdi top sizde...?

© Avrupa Hurriyet - Kerem Çalışkan - 07.01.2008

West Side Story - Deutsch Side Story

ALMANYA 2008'e artan yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın gölgesinde giriyor. Politikacılar ve medya bu düşmanlığı giderek daha çok körüklüyor. Almanya maalesef kendi göçmenlerine, kendi Müslümanlarına karşı katı, sert ve nefret üreten bir ülke haline geliyor.

Bir örnek vermek istiyorum. Amerika'da 50'li yıllarda yoğun bir göçmen akımı vardı. Farklı etnik kökenli gruplar, ABD'li gençlik grupları ile çatışıyordu. Hollywood bu ortamdan ünlü "West Side Story" (Batı Yakası Hikayesi) filmini çıkardı. Porto Rikolu ve ABD'li genç sokak çetelerinin savaşı, sonunda aşk, barış ve insanlık mesajına dönüştü. Film bir dünya klasiği oldu. Şarkıları yıllarca dillerden düşmedi.

Aynı tür göçmen ve sokak çeteleri konularını sinemada işleyen Almanya ne yaptı? Önce "Knallhart" filmi çevrildi. Konu: Türk ve Arap çetelerin tacizine uğrayan zavallı Alman genci, çareyi birini öldürmekte buluyor. Mesaj: Öldür-kurtul.

Sonra "Wut" (Öfke) filmini çevirdi Almanlar. Konu: Oğlu ve kendi Türk serserinin tacizine uğrayan zavallı Alman profesör çareyi Türk'ü öldürmekte buluyor. Mesaj: Yine öldür-kurtul! Bu filme bir yığın ödül de verdiler.

Son olarak "Tatort" dizisi. Türk-Alevi insanlara karşı aşağılama ve düşmanlık kışkırtan TV filmi. Bunlar sanat mı? Kuşkusuz Hitler'in Propaganda ve Sanat Bakanı Goebbels'in övgüsünü kazanabilecek filmler. Çünkü yabancı düşmanlığını körüklüyorlar.

Ama Almanya bu ortamda 2008 Oscar'ına gönderecek Alman yönetmen bulamıyor. Türk kökenli yönetmen Fatih Akın'ın filmini yolluyor. Neden? Çünkü Alman yönetmenler nefret kusarken, Fatih Akın barış ve insanlık öyküleri anlatıyor.

Akın, Oscar adayı "Yaşamın Kıyısında" filminin sonunda, onca cinayet ve şiddetten sonra izleyiciyi yaklaşık 5 dakika o enfes Karadeniz türküsü eşliğinde Karadeniz'in yeşilliklerinde gezdiriyor. Söze gerek kalmıyor. İnsanın içi sevgi, barış ve iyilik duyguları ile doluyor. Eğer Almanya Akın ile Oscar alırsa bunu Türklerin kendi ülkesine kattığı kültürel zenginliğe borçlu olacak.

Almanya'ya 2008 yılında daha az nefret ve öfke, daha çok sevgi ve insanlık diliyorum.

© Avrupa Hurriyet - Kerem Çalışkan - 31.12.2007

Baba Noel

Bu yıl Kurban Bayramı ve Noel peşpeşe geldi. İçiçe girdi. Çok da güzel oldu. Avrupa'da yaşayan milyonlarca Türk ve müslüman kendi bayramlarını, Noel'le uzatarak farklı kültürlerin bayram sevincini birbirine eklediler. Bu bayram coşkusu Noel'den Yılbaşı'na kadar sürecek. Ve kırmızı cüppeli, beyaz sakallı Noel Baba dünyanın her köşesinde çocukları hediyelerle sevindirecek. Noel Baba artık tüm dünyada tüm insanlara ait yeni bir 'barış ve şefkat' dininin sembolü haline geldi. ABD'den Çin'e, Brezilya'dan Japonya'ya, farklı ülke ve kültürlerin tümünde Noel Baba yılbaşının vazgeçilmez lideridir. Onsuz yılbaşı olmaz!

Noel Baba ile gurur duyuyorum. Çünkü o biz Türklerin hemşerisidir. Özbeöz Anadolu çocuğudur. İ.S 3. yüzyılda Fethiye'den Kaş'a giden yol üzerinde Patara'da doğmuştur. O dönemde Likya'nın antik limanı olan Patara halen 8 km. uzunluğundaki eşsiz kumsalı ile Akdeniz'in en el değmemiş güzelliklerini barındırır. Görmeyenlere duyurulur! Noel Baba (St. Nikola) daha sonra Kekova bölgesinde Demre'de (Bugünkü Kale) bölge halkının dini ve sosyal lideri olmuştur. Çok tanrılı dinlere karşı, dönemin tek tanrılı inancı olan Hıristiyanlığı kendi kurduğu asker papazlar teşkilatı ile savunmuştur. Eli de ağırdır. İ.S 325'te ünlü İznik Konseyi'nde inancına karşı çıkanları hafiften pataklamıştır. İpten adam alır, haksız hapse girenleri kurtarır. Zaten kendisi de biraz korsandır. Zengin ticaret gemilerinden, güvenlik sağlama karşılığı aldığı buğday ve malları bölgenin fakir halkına dağıtması ile ünlüdür. 'Baba' lakabını da böyle almıştır. Çocukları korur ve sever. Yoksul bir adamın üç kızını evlendirmek için her yıl evin bacasından attığı üç altın kese, bacadan gelen Noel Baba hediyeleri efsanesinin temeli olmuştur. Noel Baba güçlü, şefkatli, yoksulları ve çocukları koruyan bir lider olarak çok sevilir. Ünü öldükten sonra da ülkeleri, sınırları aşar. 'Aziz' olarak anılmaya başlar. Ve sonunda tüm dünyada insanlar için 'barış ve şefkat' sembolü olur.

Tabii 'Noel Baba ve çocuklara şefkat' deyince yaşanan bazı gerçekler de akla geliyor. Örneğin Almanya Noel'e 'katil anneler' utancı ile girdi. Müslümanları her fırsatta şiddet eğilimi ile suçlayan Alman basını ve televizyonları çocuklarını öldüren 'katil Alman anneler' gerçeğini neredeyse geçiştirdi, örtbas etti. Ayrıca Almanya'da açlık ve bakımsızlıktan peşpeşe ölen çocuklar bu tabloyu daha da korkunç hale getiriyor. Hey gidi Baba Noel!... Avrupa'nın çocuklara ilgi ve şefkat konusunda senden öğreneceği daha ne çok şey var!...

© Avrupa Hurriyet - Kerem Çalışkan - 24.12.2007

Avrupa Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Kerem Çalışkan köşe yazılarına başladı. 17.12.2007

Kasaba'ya gol!

Avrupa yolumuza taş koyuyor. Türkiye'nin Avrupa üyeliğine karşı adeta Haçlı ittifakı gibi bir Fransız-Alman ittifakı oluşmuş durumda. Sarkozy ve Merkel bu konuda iyi uyuşuyorlar. Çünkü ikisi de 'kasaba politikacısı'. Bu ne demek? Bu şu demek: Her ikisi de seçimlerde ait oldukları sağcı-muhafazakar partiler için toplumdaki en geri, en tutucu, en tepkisel oyları toplamanın peşindeler. Yani yabancı düşmanı, eski kapalı toplum düzenini özleyen, çoğu emekli ve yaşlı, ülkesine gelen her yabancıya düşman gözüyle bakan ve Avrupa'da bile yavaş yavaş yokolan savaş sonrası kuşağın oyları peşindeler. 'Kasaba'nın en gerici, en tutucu insanlarının oylarını kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Bu oylar sayesinde iktidar olmak istiyorlar. Başka bir arzuları, perspektifleri ve vizyonları yok. Avrupa hayali ve vizyonu da yok. Bu yüzden 'Türkiye'yi Avrupa'ya istemiyoruz' diyerek oy almayı umuyorlar. Avrupa vizyonları kasabanın sınırı!

Evet, Merkel ve Sarkozy tam bir 'Kasaba politikacısı'. Newsweek dergisi de geçtiğimiz haftalarda Merkel'i 'Kayıp lider' diye kapağına taşımıştı. Çünkü Merkel'in Almanya'yı yenileme ve reformu etme gücünden yoksun, yalnızca ortalama, vasat laflarla durumu idare etmeye çalışan bir politikacı olduğunu Amerikalılar da çok net olarak görüyor. Türkiye'yi dışlayarak, Türkiye'ye karşı yeni bir Berlin Duvarı örmeye çalışan Merkel gerçekten de Almanya için 'Kayıp lider!' Sarkozy'nin Fransa'sı ise Time dergisinin 15 gün önceki kapağında 'Kültür ve sanattaki öncülüğünü yitiren Fransa' olarak tanımlandı. Bu enerjiyi yeniden kazanmanın yolunun ise ülkesindeki göçmenlere, farklı etnik yapı, farklı ırk, milliyet, kültür ve dinden insanlara kapıları açmaktan geçtiğini söyledi. Sarkozy'nin Fransa'sı ise artık Paris'te alev alev yanan göçmen varoşlarıyla tanınıyor. Fransa ve Almanya Türkiye'nin Avrupa üyeliğinin yolunu tıkamak için ellerinden geleni yapacaklar. Ancak AB-Türkiye görüşmeleri de kör topal devam edecek. İnandırıcılık ve gerçeklik duygusunu da zaman zaman yitirerek.

Ama önümüzde Sarkozy-Merkel ikilisine sıkı bir gol atma fırsatı var. 2008 Haziran aylarında yapılacak Avrupa Futbol Şampiyonası. Evet, Türkiye'nin bu turnuvada olacağı derece, artık yalnızca futbol olmanın çok ötesine geçmiştir. Tam bir prestij ve itibar savaşına dönüşmüştür. Türkiye'nin Avrupa klasmanında alacağı her üst derece, Türkiye'yi Avrupa'da saymayanların suratına bir tokat gibi inecektir. Bu aynı zamanda Avrupalı Türkler açasından da önemli bir fırsat. Almanya'daki dünya şampiyonasında kursaklarda kalan hevesimiz bu kez ortaya dökülebilir. Yalnızca statları doldurarak değil, bulunduğumuz ülkelerde gösteriler düzenleyerek. Berlin'de Köln'de, Münih'te Frankfurt'ta, Paris'te, Brüksel'de, Amsterdam'da dev ekranlar önünde kalabalık Türk taraftarlar olayı gerçek bir şölene ve festivale çevirebilir. Hatta maçlara dönük bu kutlama coşkusu, STK'lar öncülüğünde, Avrupa ve Almanya'ya Türk varlığını pozitif bir şekilde duyurtan sempatik Türk Günü şenliklerine bile dönüştürülebilir. Konseriyle, şarkısıyla, yürüyüş ve gösterisiyle. Bakarsınız, Futbol topunun evrensel sihrini Avrupalı bir Türkiye'nin cazibesine dönüştürme zamanıdır. 5 ay sonraki şampiyona için şimdiden hazırlıklara başlanmalıdır.

© Avrupa Hurriyet - Kerem Çalışkan - 17.12.2007

Kerem Çalışkan (1970-B) 13 Şubat'ta Frankfurt'ta evlendi - Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın.
Kerem Çalışkan (1970-B) 13 Şubat'ta Frankfurt'ta evlendi - Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın... ==> (gazeteciler.com)
InternetHaber.com - Gazeteciler.com - MedyaTava.com

23.02.2007 tarihinden beri bu sayfaya 186 kere erişilmiş olup ALiPedia.info sitesi toplam 164018 kere ziyaret edilmiştir.